İnan ki yaşadıklarımdan hiç yakınmıyorum.
Ne başıma gelenlerden
ne de yaşadığım yenilgilerden...
Nice insanın yaşadıklarını düşününce
yakınmak ayıp bile geliyor bana.
Çekilmez çileler değildi yani.
'Nicelerini atlattın,
bunu da atlatırsın" diyorlar ya...
Utanıyorum.
Hem yanımda sen vardın.
Senin gibi akıl,
vicdan
ve sevgi dolu bir omuzdaşla
hangi müşkülün altından kalkamaz ki insan?
O yüzden yakınmıyorum.
Hem de hiç...
Yandığım ne biliyor musun?
Hep acım değdi sana bir tanem,
hep acım...
Düşünsene,
26 Aralık senin yaş günün
ve sen benim başımdasın.
Acımı omuzluyorsun.
'Nice yıllar'ın ötelendi
'nasıl oldu kocan'lar arasında.
Nasıl kahroldum bilsen...
Hepsi bu değil elbet...
Değil de,
anlatsam sığmaz ki şiire…
Peki sen?..Diye sorarsan eğer,
ne anlatabilirim ki...
Ben...
Sevdim seni
hilafsız katıksız.
Beynimde bile koklamadım başka gülü
çatallanmadı sevgim yüreğimde.
Gel gelelim o arsız acılarım
öteledi doğum gününü.
Yine acım değdi sana gülüm,
yine acım...
Oysa ne sevgiler var içimde
henüz sana değmemiş...
Dolaşıp durmakta aklımda
kotarılmayı bekleyen kelimeler, söylenmemiş...
Bundan böyle güzelim
yalnızca sevgim değsin sana
Nice yıllarda mutluluklar
hep senden yana
olsun.
Nadi Öztüfekçi
26 12 2012
25 Aralık 2018 Salı
12 Nisan 2017 Çarşamba
Nazım'dan Karayılan hikayesi
BİRİNCİ BAP, YIL: 1918 - 1919
KARAYILAN HIKAYESİ
KARAYILAN HIKAYESİ
Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar:
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken
yuvarlandılar.
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş:
düşmüş dövüşüyordu..
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar:
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken
yuvarlandılar.
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş:
düşmüş dövüşüyordu..
Ateşi ve ihaneti gördük
Ve kanlı bankerler pazarında
memleketi Alaman'a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.
Ve kanlı bankerler pazarında
memleketi Alaman'a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar Ovası,
gördü uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla Köpsu,
Karagöl'le Söğüt Gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
büyük, aşık ölü,
şapkası horoz tüylü Italyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan, ve Ceyhan
ve kara gözlü Yörük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve ayan mütehayyizanın çoğu,
ve ağalar:
Bağdasar Ağa'dan
Kellesi Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
düşmanla birlikte oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
kısık gözleri,
seyrek sakalı,
hafif makinalı tüfeğiyle
dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
ne zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda oluverdi yerden biter gibi o
ve ateş etti
ve düşmanı dağıttı
ve kayboldu dağlarda yine.
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar Ovası,
gördü uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla Köpsu,
Karagöl'le Söğüt Gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
büyük, aşık ölü,
şapkası horoz tüylü Italyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan, ve Ceyhan
ve kara gözlü Yörük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve ayan mütehayyizanın çoğu,
ve ağalar:
Bağdasar Ağa'dan
Kellesi Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
düşmanla birlikte oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
kısık gözleri,
seyrek sakalı,
hafif makinalı tüfeğiyle
dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
ne zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda oluverdi yerden biter gibi o
ve ateş etti
ve düşmanı dağıttı
ve kayboldu dağlarda yine.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık,
dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık,
dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Antepliler silahşör olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silahla, toprakla olur,
onun atı, silahı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silahla, toprakla olur,
onun atı, silahı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
Düşman Antep'e girince
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri..
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri..
Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan: Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namluya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan: Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namluya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler sihahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
Antep çetin yerdir.
Antepliler sihahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
Karayılan olmazdan önce
umurunda değildi Karayılan'ın
kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
umurunda değildi Karayılan'ın
kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encamını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini:
"İbret al deli gönlüm!
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taşın ardında kara yılanı bulan ölüm!"
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encamını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini:
"İbret al deli gönlüm!
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taşın ardında kara yılanı bulan ölüm!"
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atılınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yendiler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı gibi korkak olana:
KARAYILAN dediler.
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atılınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yendiler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı gibi korkak olana:
KARAYILAN dediler.
"Karayılan der ki harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür.."
Ve biz de bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen
Karayılan'ı
ve Anteplileri
ve Antep'i
aynen duyup işittiğimiz gibi
destanımızın birinci babına koyduk...
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür.."
Ve biz de bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen
Karayılan'ı
ve Anteplileri
ve Antep'i
aynen duyup işittiğimiz gibi
destanımızın birinci babına koyduk...
Nâzım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )
( 1902 - 1963 )
Kuvâyi Milliye,
S. 15-20, Adam Yayınları
S. 15-20, Adam Yayınları
14 Şubat 2017 Salı
Dışarda kar yağıyor
Hava çelik bir ustura gibi
Dışarda kar yağıyor
Zemherinin en acımasız günleri
Dışarda kar yağıyor
Öyle masallardaki gibi incecikten
Ya da lapa lapa değil
Döne döne
Buram buram
Dışarda kar yağıyor
Hava ustura gibi soğuk
Minicik elleriyle
Üşümüş ayaklarını ovuşturan çocuk
Geceleyin araba vapurunda ürkek gözlerle
Biletçiyi kolluyor
Dışarda kar yağıyor
Morarmış ellerini
Isıtmaya yetmiyor nefesi
Kimi kimsesi
Gidecek bir yeri yok
Dışarda kar yağıyor
Sırtında paltosu yok
Dışarda kar yağıyor
Ayağında pabucu yok
Dışarda kar yağıyor
Hava soğuk çok soğuk çok
Gün yılın bir çocuk günü olabilir
Yıl dünya çocuk yılı olabilir
Onun bunlardan haberi yok
Üşümüş acıkmış
Sıcacık bir çörek gibi güneşi düşlüyor
Sevilmemiş
Bilinmemiş
Unutulmuş
Dışarda kar yağıyor
Ünol Büyükgönenç
22 Ocak 2015 Perşembe
VAZGEÇEMEZSİN
Hızla geçiyor yıllar.
Oysa...
Yapacak çok şey var.
Yağma yok!
Ucundan kıyısından
yakalamadan umudun
"olmuyor işte inat etme" diyerek
bırakamazsın
Hemen kesilmesin soluğun.
O kadar yüklü ki gönlün,
ve biliyorum yol uzun,
çok uzun…
Ama duramazsın
o kadar kabarıkken hesap defterin,
üstelik o kadar kısayken senin yürüdüğün...
Hem vazgeçmeye hakkın yok
anlasana...
Gerekirse yeniden baş koyacaksın
o yola.
Bak..!
Nasıl da uçurtma olmuş
Ali İsmail'in resmi
uçarak geçmekte sokakları
İzmir'den İstanbul'a
Sen bırakmazsan coşkunu
değişmezsen umudunu hüznünle
Karşıyaka'dan her bindiğinde vapura
Berkin'in kaşları
sevinçli çığlıklar atarak
uçuşacak etrafında.
Konak'a kadar takip edecek seni.
Düşünsene "yarıda bıraksam..?" diyemezsin...
Sorarlar adama
"hani inadın,
nerde kaldı öfken?"
Hem seni tanırım vaz geçemezsin...
Ama haklısın...
Hızla geçiyor yıllar
Oysa..
Yapacak çok şey var.
Nadi Öztüfekçi
22 Ocak 2015
Ucundan kıyısından
yakalamadan umudun
"olmuyor işte inat etme" diyerek
bırakamazsın
Hemen kesilmesin soluğun.
O kadar yüklü ki gönlün,
ve biliyorum yol uzun,
çok uzun…
Ama duramazsın
o kadar kabarıkken hesap defterin,
üstelik o kadar kısayken senin yürüdüğün...
Hem vazgeçmeye hakkın yok
anlasana...
Gerekirse yeniden baş koyacaksın
o yola.
Bak..!
Nasıl da uçurtma olmuş
Ali İsmail'in resmi
uçarak geçmekte sokakları
İzmir'den İstanbul'a
Sen bırakmazsan coşkunu
değişmezsen umudunu hüznünle
Karşıyaka'dan her bindiğinde vapura
Berkin'in kaşları
sevinçli çığlıklar atarak
uçuşacak etrafında.
Konak'a kadar takip edecek seni.
Düşünsene "yarıda bıraksam..?" diyemezsin...
Sorarlar adama
"hani inadın,
nerde kaldı öfken?"
Hem seni tanırım vaz geçemezsin...
Ama haklısın...
Hızla geçiyor yıllar
Oysa..
Yapacak çok şey var.
Nadi Öztüfekçi
22 Ocak 2015
23 Ocak 2014 Perşembe
KARANLIK AY
Ay karanlıksa
hapsediyorsa ışığı
o uğursuz korku çukurlarında,
neye yarar ki bulutsuzluk.
Karanlık ay görülmez gecede.
Ay karanlıksa,
güneşten emanet aldığı ışığı
gecenin
bağrına
yansıtmıyorsa
Artık oturabilir o görkemli tahtına
bütün azametiyle umutsuzluk.
Ay karanlıksa
korkuyorsa karanlık köşelere bakmaya
bil ki hıyanettedir emanete
oysa Güneşin ışığı emanettir ona
iletsin diye geceye
katıksız ve boyamadan yalana…
Biliriz ki Ay aydın olduğunda
nice bulutların ardından sızar ışığı.
Ay karanlıksa
yani artık ay aydın değilse
kocaman bir korku taşıdır
yüreklere oturmuş.
Karanlık ay görülmez gecede.
Nadi öztüfekçi
22/01/2014
16 Ekim 2013 Çarşamba
BİR GARİP ÖFKE...
Eksildik bir kişi daha…yine koca bir düğüm boğazımda,
yine sığamıyorum kendime,
nedense öfke duyuyorum böyle haberlere...
Yine kızgınım
kızgınlığım mı arttırıyor üzüntümü
üzüntüm mü kızgınlığımı
kime bu öfke, onu da bilemiyorum.
Yoksa sana mı kızıyorum Numan Abi
farkında olmadan;
şöyle doyasıya bir sohbet bile edemeden
gittin diye hani..
Yoksa;
“hala öğrenemedin
ne acımasız olduğunu şu zamanın” diye
kendime mi?
İşte öyle bir öfke içimde...
Tam da sana yakışanı
yaşamı bağışladın ya umuda
aydınlığa meşale yaptın ya bedenini
"Helal olsun sana" diyesim var
diyemiyorum öfkemden...
Yutkunamıyorum bile..
Velhasıl
Eksildik bir kişi daha…
yine koca bir düğüm boğazımda,
yine sığamıyorum kendime,
nedense öfke duyuyorum böyle haberlere...
Nadi Öztüfekçi
16 Ekim 2013
15 Ekim 2013 Salı
Uç
Uç.. Herşeye rağmen dene.
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...
Bir gün sen de öğreneceksin uçabilmeyi.
Kısa bir yaşam seninki ve başkaları karar veriyor senin adına.
Hangimiz öyle değiliz ki?
Ama vaz geçme uçmayı denemekten..
Bir gün sende alacaksın beyaz bulutları altına.
Uç.. Herşeye rağmen dene.
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...
15 Ekim 2013
Nadi Öztüfekçi
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...
Bir gün sen de öğreneceksin uçabilmeyi.
Kısa bir yaşam seninki ve başkaları karar veriyor senin adına.
Hangimiz öyle değiliz ki?
Ama vaz geçme uçmayı denemekten..
Bir gün sende alacaksın beyaz bulutları altına.
Uç.. Herşeye rağmen dene.
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...
15 Ekim 2013
Nadi Öztüfekçi
9 Ağustos 2013 Cuma
Kuşkonmaz filizi gönlüm
Dikenler arasında
-senden başka-
kuşkonmaz filizi
gibi gönlüm
Hayatı
tersten yaşasak
uzaklaşır mı ki ölüm
Hayat bir oyun değil
biliyorum
kızma be gülüm.
Senarist
sen yine de
bir şeyler karala
başlasın artık
son bölüm.
Nadi Öztüfekçi
Nisan 2013
-senden başka-
kuşkonmaz filizi
gibi gönlüm
Hayatı
tersten yaşasak
uzaklaşır mı ki ölüm
Hayat bir oyun değil
biliyorum
kızma be gülüm.
Senarist
sen yine de
bir şeyler karala
başlasın artık
son bölüm.
Nadi Öztüfekçi
Nisan 2013
16 Haziran 2013 Pazar
BİR NEFESLİK...
|
Sosyalist, devrimci
hatta solcu da değilim.
insanlara olan güvenini
bin defadan sonra
yeniden kaybetmiş bir kedi...
ezilen çiçek,
umursamaz botların altında...
biber gazından düşen...
bir nefeslik oksijen...
19 Nisan 2013 Cuma
Dinmedi Sevda, 1 Mayıs

Kulak ver derinden gelen seslere...
Kulak ver anlayacaksın
sıradan bir uğultu olmadığını.
Dikkatle dinle
şenlik gümbürtüleri ile
bastırılmak isteneni...
Yeter ki döndür yüzünü
emekten yana...
Duyacaksın...
Emek alayları vurmakta adımlarını.
Omuzlarımızı dokundurmazsak birbirine
işçi dostlarımızla
1 Mayıs alanlarında
nasıl vururuz tasları birbirine
güneşin sofrasında.
Haydi sen de tut bir ucundan
hasretimizin
bir nefes de sen ver
haykırışımıza
Fener alayı değil bu
emek alayı
sen de katıl
sen de katıl
birlikte avuçlayalım dünyayı.
Yanılıyorsunuz
dinmedi sevda
körelmedi bilinç
yalana boyansa da ekranlar
içimizde koşuşturmakta
bütün coşkusuyla
o çocukça sevinç.
Yeter size aktığı
ırmak ırmak
yaşamın çiçeklerini sulasın
artık alın terimiz.
Ne kasalarınızın tıkabasalığı
ne de bol sıfırlar
dijital hesaplarınızdaki
bundan böyle kendimiz için emeğimiz
Okullar ışığa merdiven
çocuklarımızın tırmandığı
hastaneler insanımız için
göğü delemesin rezidanslar
bağrına basıp ta yeşilin.
Yaşamın yanında
atıyor yüreğimiz
kar hırsınızın karşısında
çatallanmadan yürümekte
1 Mayıs alanlarında
bilincimizle kenetli
o kutsal öfkemiz.
Nadi Öztüfekçi
19 Nisan 2013
24 Mart 2013 Pazar
Ayrık Otu
Ayrık otu gibi görmekteler bizi.
Dünya babalarının çiftliği
bizlerse zararlı ot...
Madem öyle,
kök salmalı derinlere
söküp atmak
o kadar da kolay olmamalı yani.
Kabusu olunmalı çiftliklerinin
Ne herbisit kar etmeli ne de çapa...
Betonla kaplasalar neye yarar
filiz göstermeli ilk çatlakta.
İlk taşın dibinden
gözkırpıp yaşama
ilk fırsatta
kök salacaksın tekrar toprağa.
Ne filiz vermeyi
ne de kök salmayı unut.
Köklerimiz gurur verir bize
filizlerimiz umut.
Nadi Öztüfekçi
24 Mart 2013
Dünya babalarının çiftliği
bizlerse zararlı ot...
Madem öyle,
kök salmalı derinlere
söküp atmak
o kadar da kolay olmamalı yani.
Kabusu olunmalı çiftliklerinin
Ne herbisit kar etmeli ne de çapa...
Betonla kaplasalar neye yarar
filiz göstermeli ilk çatlakta.
İlk taşın dibinden
gözkırpıp yaşama
ilk fırsatta
kök salacaksın tekrar toprağa.
Ne filiz vermeyi
ne de kök salmayı unut.
Köklerimiz gurur verir bize
filizlerimiz umut.
Nadi Öztüfekçi
24 Mart 2013
28 Ocak 2013 Pazartesi
YARIM KALAN...
Tam da kendisi gibiydi burjuvazi
hain, kalleş...
Korktu umuttan.
28-29 Ocak,
beklenen oldu.
Budanan 15 yaşam...
Güneş bir başka terk etti gökyüzünü
o akşam.
Koyu yapışkan bir karanlık...
Ülkemi terk etmedi o andan bu yana
Yıllardır arıyoruz ışığı
susadık.
Yarım kalan bir hesap bu...
Unutulmaz.
Görülmeden bu hesap
kapanmayacak bu defter.
Silinmez bir iz yüreklerimizdeki.
Ne zamanın acımasız hızı
bu izi silmeye yeter
ne de yüreğimizdeki kinin
ateşi biter.
Kuru bir kinden ötesi bu
bilincimizle harmanlanmış..
Nice yangının ateşinde,
çetin yollarda aldık dersimizi
ve biliyoruz ki
hala
tam da kendisi gibi burjuvazi.
Nadi Öztüfekçi
28 Ocak 2013
hain, kalleş...
Korktu umuttan.
28-29 Ocak,
beklenen oldu.
Budanan 15 yaşam...
Güneş bir başka terk etti gökyüzünü
o akşam.
Koyu yapışkan bir karanlık...
Ülkemi terk etmedi o andan bu yana
Yıllardır arıyoruz ışığı
susadık.
Yarım kalan bir hesap bu...
Unutulmaz.
Görülmeden bu hesap
kapanmayacak bu defter.
Silinmez bir iz yüreklerimizdeki.
Ne zamanın acımasız hızı
bu izi silmeye yeter
ne de yüreğimizdeki kinin
ateşi biter.
Kuru bir kinden ötesi bu
bilincimizle harmanlanmış..
Nice yangının ateşinde,
çetin yollarda aldık dersimizi
ve biliyoruz ki
hala
tam da kendisi gibi burjuvazi.
Nadi Öztüfekçi
28 Ocak 2013
16 Aralık 2012 Pazar
TOHUM
Boğulur gibi olur ya insan
ne inancın kalır ne de umudun...
İşte tam da o anda
derin bir soluk ver aklına
hemen bulutlanmasın ufkun.
Düşün
kaç gece ulaştı gündüze
ve ulaşmakta hala
demek ki atladığın bir şeyler var
nasıl desem
yaşamı hafife alıyorsundur mesela.
Oysa
birden değişir durum
bazen en kurak zamanda
en çorak sandığın topraklarda çatlar tohum.
Nadi Öztüfekci
16 Aralık 2012
ne inancın kalır ne de umudun...
İşte tam da o anda
derin bir soluk ver aklına
hemen bulutlanmasın ufkun.
Düşün
kaç gece ulaştı gündüze
ve ulaşmakta hala
demek ki atladığın bir şeyler var
nasıl desem
yaşamı hafife alıyorsundur mesela.
Oysa
birden değişir durum
bazen en kurak zamanda
en çorak sandığın topraklarda çatlar tohum.
Nadi Öztüfekci
16 Aralık 2012
7 Aralık 2012 Cuma
KORKMAK...
Korkuyorum,
insanım çünkü.
Korkmuyorum dersem inanma
dahası güvenme.
Korkuyorum,
hem de ölesiye...
Yıllar sonra çocuklar,
adını bile bilmeyecek papatyanın
bir serçenin uçtuğunu göremeyecekler diye..
Kıvrım kıvrım
akamayacaksa dere,
sular değil
yaşam akıp gidecekse borunun içinde.
Yaprağın yeşili paranın yeşiline...
Ormandan kalan hüzün..
Sapsarı...
Umursamazsan, umursamazsak
kazanacaklar!
Her şeyden önde
tufeylinin çıkarı.
Kurumuş ağacın bakışı...
Öfkeli...
Küskün...
Korkuyorum.
Kavga zor, yol uzun.
Biliyorum,
ucunu bile göremeden hasretimizin
bırakmak olası nefes almayı.
O değil korkum...
Son defa vurmadan önce bu yürek
o büyük hasrete dair umudum
terk etmesin beni.
Umutsuz kalmaktan
korkuyorum.
Hala tahtındayken haksızlık
kökü kazınmamışken
henüz zulmün
güce tapınma vıcık vıcık
sıradanlaşmış ölüm her gün...
Öfkem ayakta tutar
Öfkem taşır beni yarınlara.
Öfkemi kaybetmekten
korkuyorum.
Senin yolunda yürürken adım adım,
kavgan kazıdı bilincime
tarihsel haklılığını...
Emek emek bu dünyayı
senin kurduğun gerçeğini
o kavgada anladım.
Haykırırsak bilenir gerçekler
mızrak gibi,
ancak o zaman delebilir çuvalı...
Haykırmazsak...
Yalanlar köreltip temrenlerini
sığarsa diye çuvala...
Korkuyorum.
Yeniyi her öğrendiğimde
hayret etmeyi
en sıradan gerçekleri
kafama takmayı
üçgenin açılarını
hala hesaplayabildiğime
sevinmeyi
unutmaktan
çocukça belki ama
korkuyorum.
Korkuyorum dostlar yalan değil
kol kola girmiş yaşamla emeğin
kazanacağına dair umudumu,
zulmün her boy gösterişinde
ateşlenen öfkemi,
çaresizliğin haykırışını her duyduğumda
mayalanan merhametimi,
yaşama dair her şeye olan merakımı
Yitirmekten...
Hiç de utamadan söylüyorum
korkuyorum.
Umudum
öfkem
merhametim
merakım...
Yitirirsem eğer
Benden ne kalır ki geriye...
Nadi Öztüfekci
7 Aralık 2012
insanım çünkü.
Korkmuyorum dersem inanma
dahası güvenme.
Korkuyorum,
hem de ölesiye...
Yıllar sonra çocuklar,
adını bile bilmeyecek papatyanın
bir serçenin uçtuğunu göremeyecekler diye..
Kıvrım kıvrım
akamayacaksa dere,
sular değil
yaşam akıp gidecekse borunun içinde.
Yaprağın yeşili paranın yeşiline...
Ormandan kalan hüzün..
Sapsarı...
Umursamazsan, umursamazsak
kazanacaklar!
Her şeyden önde
tufeylinin çıkarı.
Kurumuş ağacın bakışı...
Öfkeli...
Küskün...
Korkuyorum.
Kavga zor, yol uzun.
Biliyorum,
ucunu bile göremeden hasretimizin
bırakmak olası nefes almayı.
O değil korkum...
Son defa vurmadan önce bu yürek
o büyük hasrete dair umudum
terk etmesin beni.
Umutsuz kalmaktan
korkuyorum.
Hala tahtındayken haksızlık
kökü kazınmamışken
henüz zulmün
güce tapınma vıcık vıcık
sıradanlaşmış ölüm her gün...
Öfkem ayakta tutar
Öfkem taşır beni yarınlara.
Öfkemi kaybetmekten
korkuyorum.
Senin yolunda yürürken adım adım,
kavgan kazıdı bilincime
tarihsel haklılığını...
Emek emek bu dünyayı
senin kurduğun gerçeğini
o kavgada anladım.
Haykırırsak bilenir gerçekler
mızrak gibi,
ancak o zaman delebilir çuvalı...
Haykırmazsak...
Yalanlar köreltip temrenlerini
sığarsa diye çuvala...
Korkuyorum.
Yeniyi her öğrendiğimde
hayret etmeyi
en sıradan gerçekleri
kafama takmayı
üçgenin açılarını
hala hesaplayabildiğime
sevinmeyi
unutmaktan
çocukça belki ama
korkuyorum.
Korkuyorum dostlar yalan değil
kol kola girmiş yaşamla emeğin
kazanacağına dair umudumu,
zulmün her boy gösterişinde
ateşlenen öfkemi,
çaresizliğin haykırışını her duyduğumda
mayalanan merhametimi,
yaşama dair her şeye olan merakımı
Yitirmekten...
Hiç de utamadan söylüyorum
korkuyorum.
Umudum
öfkem
merhametim
merakım...
Yitirirsem eğer
Benden ne kalır ki geriye...
Nadi Öztüfekci
7 Aralık 2012
1 Aralık 2012 Cumartesi
ÇINAR...
Bir bir devriliyor çınarlar...
Zamanın acımasızlığı,
amansız yangınlar...
Yok olmadı ormanımız
hala varız!
Düşmana inat ayaktayız
.
Nadi Öztüfekçi
1 Aralık 2012
Zamanın acımasızlığı,
amansız yangınlar...
Yok olmadı ormanımız
hala varız!
Düşmana inat ayaktayız
.
Nadi Öztüfekçi
1 Aralık 2012
5 Kasım 2012 Pazartesi
ARAMIZDAN AYRILANLAR...
Dünyanın dertlerini omuzladılar
kimisi kısacık yaşamında
kimisi yorgun bedeninde...
Memeleri yeni tomurcuklanmış
huri beklentileri falan da yoktu
hurma ağaçlarının altındaki otağlarda.
Yalnızca ışığı görmüşlerdi
uzaklığını bile kestiremedikleri
o zor yolun sonunda.
Yüksünmeden yürürken ışığa
ışık oldular yüreklerimizde.
Anıları belleklerimizde...
Anıları bellek...
Anıları...
Anı...
Nadi Öztüfekçi
5 Kasım 2012
kimisi kısacık yaşamında
kimisi yorgun bedeninde...
Memeleri yeni tomurcuklanmış
huri beklentileri falan da yoktu
hurma ağaçlarının altındaki otağlarda.
Yalnızca ışığı görmüşlerdi
uzaklığını bile kestiremedikleri
o zor yolun sonunda.
Yüksünmeden yürürken ışığa
ışık oldular yüreklerimizde.
Anıları belleklerimizde...
Anıları bellek...
Anıları...
Anı...
Nadi Öztüfekçi
5 Kasım 2012
24 Ekim 2012 Çarşamba
ÖLÜM TAŞIRKEN...
Kan uykularında ışıklı rüyalar göremezsin.Ölüm taşırkan uzak ülkelere
ölümle kucak kucağa...
Ne terk edip gittiğin öpüşlerin
pınar serinliği kalır dudaklarında
ne de küçücük parmakların
sıcaklığı avuçlarında.
Buz gibi terler ellerin
Yok etmeye giderken sevgileri.
Kan uykularında rüya bile göremezsin.
Ölüm taşırkan uzak ülkelere
ölümle kucak kucağa...
Nadi Öztüfekçi
24 Ekim 2012
8 Ekim 2012 Pazartesi
ACILARA DOKUNMAK
dokunmadan acıya
elini bile uzatmadan
duyumsayabilir misin
o derin sızıyı
işitmeden feryadı
bir kere olsun dinlemeden
ayırt edebilir misin
içindeki acıyı
görmeden yarayı
üstelik bakmak bile istemeden
tanıyabilir misin
acıyla yaşayanı
peki nasıl dönecek acılarımız sevince
tanımazlarsa birbirlerini
hadi gelin
gelin dokunalım acılara
bir elimizle kendimizin
diğeriyle "ötekinin" yarasına
tanışsınlar hele bir
bir tanışsınlar
gör nasıl kaynaşacaklar
inanamazsın
acıların dilleri ortaktır
hele bir dokunsunlar birbirlerine
nasıl da anlaşırlar
tahmin bile edemezsin
acılar nasıl dönecek sevince
dokunmadan acıya
bilemezsin
Nadi Öztüfekçi
Ekim 2012
elini bile uzatmadan
duyumsayabilir misin
o derin sızıyı
işitmeden feryadı
bir kere olsun dinlemeden
ayırt edebilir misin
içindeki acıyı
görmeden yarayı
üstelik bakmak bile istemeden
tanıyabilir misin
acıyla yaşayanı
peki nasıl dönecek acılarımız sevince
tanımazlarsa birbirlerini
hadi gelin
gelin dokunalım acılara
bir elimizle kendimizin
diğeriyle "ötekinin" yarasına
tanışsınlar hele bir
bir tanışsınlar
gör nasıl kaynaşacaklar
inanamazsın
acıların dilleri ortaktır
hele bir dokunsunlar birbirlerine
nasıl da anlaşırlar
tahmin bile edemezsin
acılar nasıl dönecek sevince
dokunmadan acıya
bilemezsin
Nadi Öztüfekçi
Ekim 2012
30 Aralık 2010 Perşembe
Zor Yol..
Zorlu, çileli, hatta kanlı bir yürüyüştü.
Yüreklerimiz elimizde,
her an ateşe atmaya hazır
yürüdük biz bu yolu.
Çıplak ayaklarımızla bastık kor ateşin üzerine.
Öfkemizi, coşkumuzu,
neşemizi harman edip,
merhem yerine sürdük yaralarımıza.
Sevgililerimizle birlikte
sarıldık kavgamıza,
yine de kıskanmadı sevgililerimiz.
Zor bir yoldu zor
sor ama bir sor
Yürürmusün bu yolu bir kere daha
bin kere yürürüm hem de bin kere,
hem de öyle birileri için falan değil
kendim için..
Mutlu oldum mu sanıyorsun bir sor
coşabildim mi yürek dolusu
o yolda yürürken olduğu gibi
Biliyorum zor bir yoldu zor
Nadi Öztüfekçi
30 Aralık 2010
Yüreklerimiz elimizde,
her an ateşe atmaya hazır
yürüdük biz bu yolu.
Çıplak ayaklarımızla bastık kor ateşin üzerine.
Öfkemizi, coşkumuzu,
neşemizi harman edip,
merhem yerine sürdük yaralarımıza.
Sevgililerimizle birlikte
sarıldık kavgamıza,
yine de kıskanmadı sevgililerimiz.
Zor bir yoldu zor
sor ama bir sor
Yürürmusün bu yolu bir kere daha
bin kere yürürüm hem de bin kere,
hem de öyle birileri için falan değil
kendim için..
Mutlu oldum mu sanıyorsun bir sor
coşabildim mi yürek dolusu
o yolda yürürken olduğu gibi
Biliyorum zor bir yoldu zor
Nadi Öztüfekçi
30 Aralık 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

