25 Aralık 2018 Salı

ACIMDAN ÖTE...

İnan ki yaşadıklarımdan hiç yakınmıyorum.
Ne başıma gelenlerden
                    ne de yaşadığım yenilgilerden...
Nice insanın yaşadıklarını düşününce
                                yakınmak ayıp bile geliyor bana.
Çekilmez çileler değildi yani.
'Nicelerini atlattın,
                bunu da atlatırsın" diyorlar ya...
Utanıyorum.

Hem yanımda sen vardın.
Senin gibi akıl,
                 vicdan
                          ve sevgi dolu bir omuzdaşla
hangi müşkülün altından kalkamaz ki insan?

O yüzden yakınmıyorum.
Hem de hiç...
Yandığım ne biliyor musun?
Hep acım değdi sana bir tanem,
                            hep acım...
Düşünsene,
26 Aralık senin yaş günün
                        ve sen benim başımdasın.
Acımı omuzluyorsun.
'Nice yıllar'ın ötelendi
                     'nasıl oldu kocan'lar arasında.
Nasıl kahroldum bilsen...

Hepsi bu değil elbet...
Değil de,
       anlatsam sığmaz ki şiire…

Peki sen?..Diye sorarsan eğer,
                          ne anlatabilirim ki...
Ben...
Sevdim seni
         hilafsız katıksız.
Beynimde bile koklamadım başka gülü
                              çatallanmadı sevgim yüreğimde.


Gel gelelim o arsız acılarım
                           öteledi doğum gününü.
Yine acım değdi sana gülüm,
                       yine  acım...
Oysa ne sevgiler var içimde
                           henüz sana değmemiş...
Dolaşıp durmakta aklımda
       kotarılmayı bekleyen kelimeler, söylenmemiş...

Bundan böyle güzelim
                yalnızca sevgim değsin sana
Nice yıllarda mutluluklar
                         hep senden yana
olsun.

Nadi Öztüfekçi
26 12 2012

12 Nisan 2017 Çarşamba

Nazım'dan Karayılan hikayesi

BİRİNCİ BAP, YIL: 1918 - 1919
KARAYILAN HIKAYESİ
Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
İstanbul 918 Teşrinlerinde,
İzmir 919 Mayısında
ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar:
Mayıs ortalarından
Haziran ortalarına kadar
yani tütün kırma mevsimi,
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken
yuvarlandılar.
Adana,
Antep,
Urfa,
Maraş:
düşmüş dövüşüyordu..
Ateşi ve ihaneti gördük
Ve kanlı bankerler pazarında
memleketi Alaman'a satanlar,
yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar
düştüler can kaygusuna
ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından
karanlığa karışarak basıp gittiler.
Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,
iki kat soyulmamak için.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Murat nehri, Canik dağları ve Fırat,
Yeşilırmak, Kızılırmak,
Gültepe, Tilbeşar Ovası,
gördü uzun dişli İngiliz'i.
Ve Aksu'yla Köpsu,
Karagöl'le Söğüt Gölü
ve gümüş basamaklı türbesinde yatan
büyük, aşık ölü,
şapkası horoz tüylü Italyan'ı gördü.
Ve Çukurova,
kıyasıya düzlük,
uçurumlar, yamaçlar, dağlar kıyasıya
ve Seyhan, ve Ceyhan
ve kara gözlü Yörük kızı,
gördü mavi üniformalı Fransız'ı.
Ve devam ettik ateşi ve ihaneti görmekte.
Eşraf ve ayan mütehayyizanın çoğu,
ve ağalar:
Bağdasar Ağa'dan
Kellesi Büyük Mehmet Ağa'ya kadar,
düşmanla birlikte oldular.
Ve inekleri, koyunları, keçileri sürüp götürüp,
gelinlerin ırzına geçip,
çocukları öldürüp
ve istiklali yakıp yıktıkça düşman,
dağa çıktı mavzerini, nacağını, çiftesini kapan
ve çığ gibi çoğaldı çeteler
ve köylülerden paşalar görüldü,
kara donlu köylülerden.
Ve bizim tarafa geçenler oldu
Tunuslu ve Hindli kölelerden.
Ve Türkistanlı Hacı Ahmet,
kısık gözleri,
seyrek sakalı,
hafif makinalı tüfeğiyle
dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
ne zaman sıkışsa bizimkiler,
peyda oluverdi yerden biter gibi o
ve ateş etti
ve düşmanı dağıttı
ve kayboldu dağlarda yine.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık İzmir'de, Aydın'da,
Adana'da dayandık,
dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te.
Antepliler silahşör olur,
uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından vururlar
ve arap kısrağının üstünde
taze yeşil selvi gibi ince uzun dururlar.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı,
bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silahla, toprakla olur,
onun atı, silahı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
Düşman Antep'e girince
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri..
Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan: Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namluya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler sihahşör olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
Karayılan olmazdan önce
umurunda değildi Karayılan'ın
kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encamını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini:
"İbret al deli gönlüm!
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taşın ardında kara yılanı bulan ölüm!"
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atılınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yendiler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı gibi korkak olana:
KARAYILAN dediler.
"Karayılan der ki harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür.."
Ve biz de bunu böylece duyduk
ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen
Karayılan'ı
ve Anteplileri
ve Antep'i
aynen duyup işittiğimiz gibi
destanımızın birinci babına koyduk...
Nâzım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )
Kuvâyi Milliye,
S. 15-20, Adam Yayınları

14 Şubat 2017 Salı

Dışarda kar yağıyor




Hava çelik bir ustura gibi
Dışarda kar yağıyor
Zemherinin en acımasız günleri
Dışarda kar yağıyor
Öyle masallardaki gibi incecikten
Ya da lapa lapa değil
Döne döne
Buram buram
Dışarda kar yağıyor
Hava ustura gibi soğuk
Minicik elleriyle
Üşümüş ayaklarını ovuşturan çocuk
Geceleyin araba vapurunda ürkek gözlerle
Biletçiyi kolluyor
Dışarda kar yağıyor
Morarmış ellerini
Isıtmaya yetmiyor nefesi
Kimi kimsesi
Gidecek bir yeri yok
Dışarda kar yağıyor
Sırtında paltosu yok
Dışarda kar yağıyor
Ayağında pabucu yok
Dışarda kar yağıyor
Hava soğuk çok soğuk çok
Gün yılın bir çocuk günü olabilir
Yıl dünya çocuk yılı olabilir
Onun bunlardan haberi yok
Üşümüş acıkmış
Sıcacık bir çörek gibi güneşi düşlüyor
Sevilmemiş
Bilinmemiş
Unutulmuş
Dışarda kar yağıyor



Ünol Büyükgönenç

22 Ocak 2015 Perşembe

VAZGEÇEMEZSİN


Hızla geçiyor yıllar.
Oysa...
Yapacak çok şey var.
Yağma yok!
Ucundan kıyısından
                 yakalamadan umudun
"olmuyor işte inat etme" diyerek
                                  bırakamazsın
Hemen kesilmesin soluğun.

O kadar yüklü ki gönlün,
           ve biliyorum yol uzun,
                                      çok uzun…

Ama duramazsın
        o kadar kabarıkken hesap defterin,
üstelik o kadar kısayken senin yürüdüğün...
Hem vazgeçmeye hakkın yok
                                    anlasana...
Gerekirse yeniden baş koyacaksın
                                           o yola.
Bak..!
Nasıl da uçurtma olmuş
                Ali İsmail'in resmi
                    uçarak geçmekte sokakları
                                           İzmir'den İstanbul'a

Sen bırakmazsan coşkunu
      değişmezsen umudunu hüznünle
Karşıyaka'dan her bindiğinde vapura
Berkin'in kaşları
      sevinçli çığlıklar atarak
                        uçuşacak etrafında.
Konak'a kadar takip edecek seni.

Düşünsene "yarıda bıraksam..?" diyemezsin...
Sorarlar adama
      "hani inadın,
              nerde kaldı öfken?"
Hem seni tanırım vaz geçemezsin...

Ama haklısın...
Hızla geçiyor yıllar
Oysa..
Yapacak çok şey var.


Nadi Öztüfekçi
22 Ocak 2015

23 Ocak 2014 Perşembe

KARANLIK AY



Ay karanlıksa
hapsediyorsa ışığı
o uğursuz korku çukurlarında,
neye yarar ki bulutsuzluk.
Karanlık ay görülmez gecede.

Ay karanlıksa,
güneşten emanet aldığı ışığı
           gecenin bağrına
yansıtmıyorsa
Artık oturabilir o görkemli tahtına
bütün azametiyle umutsuzluk.

Ay karanlıksa
korkuyorsa karanlık köşelere bakmaya
bil ki hıyanettedir emanete
oysa Güneşin ışığı emanettir ona
iletsin diye geceye
katıksız ve boyamadan yalana…
Biliriz ki Ay aydın olduğunda
nice bulutların ardından sızar ışığı.

Ay karanlıksa
yani artık ay aydın değilse
kocaman bir korku taşıdır
yüreklere oturmuş.
Karanlık ay görülmez gecede.

Nadi öztüfekçi
22/01/2014

16 Ekim 2013 Çarşamba

BİR GARİP ÖFKE...

Eksildik bir kişi daha…
yine koca bir düğüm boğazımda,
yine sığamıyorum kendime,
nedense öfke duyuyorum böyle haberlere...

Yine kızgınım
kızgınlığım mı arttırıyor üzüntümü
üzüntüm mü kızgınlığımı
kime bu öfke, onu da bilemiyorum.

Yoksa sana mı kızıyorum Numan Abi
farkında olmadan;
şöyle doyasıya bir sohbet bile edemeden
gittin diye hani..
Yoksa;
“hala öğrenemedin
ne acımasız olduğunu şu zamanın” diye
kendime mi?
İşte öyle bir öfke içimde...

Tam da sana yakışanı
yaşamı bağışladın ya umuda
aydınlığa meşale yaptın ya bedenini
"Helal olsun sana" diyesim var
diyemiyorum öfkemden...
Yutkunamıyorum bile..

Velhasıl
Eksildik bir kişi daha…
yine koca bir düğüm boğazımda,
yine sığamıyorum kendime,
nedense öfke duyuyorum böyle haberlere...

Nadi Öztüfekçi
16 Ekim 2013

15 Ekim 2013 Salı

Uç.. Herşeye rağmen dene.
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...
Bir gün sen de öğreneceksin uçabilmeyi.
Kısa bir yaşam seninki ve başkaları karar veriyor senin adına.
Hangimiz öyle değiliz ki?
Ama vaz geçme uçmayı denemekten..
Bir gün sende alacaksın beyaz bulutları altına.

Uç.. Herşeye rağmen dene.
Bin kere düşsen de yere.
Yine dene...


15 Ekim 2013
Nadi Öztüfekçi

9 Ağustos 2013 Cuma

Kuşkonmaz filizi gönlüm

Dikenler arasında
-senden başka-
kuşkonmaz filizi
gibi gönlüm

Hayatı
tersten yaşasak
uzaklaşır mı ki ölüm

Hayat bir oyun değil
biliyorum
kızma be gülüm.

Senarist
sen yine de
bir şeyler karala
başlasın artık
son bölüm.

Nadi Öztüfekçi
Nisan 2013

16 Haziran 2013 Pazar

BİR NEFESLİK...

 
 
 
 
Bugün komünist değilim.
Sosyalist, devrimci
hatta solcu da değilim.
 
Bugün insan bile olmak istemiyor canım.
 
Bugün Gezi'de bir ağaç,
insanlara olan güvenini
bin defadan sonra
yeniden kaybetmiş bir kedi...
 
Bugün kaybedilen göz,
ezilen çiçek,
umursamaz botların altında...
 
Bir serçe,
biber gazından düşen...
 
Bugün Taksim'de
bir nefeslik oksijen...
 
Nadi Öztüfekci
16 Haziran 2013

19 Nisan 2013 Cuma

Dinmedi Sevda, 1 Mayıs

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı
Kulak ver derinden gelen seslere...
Kulak ver anlayacaksın
               sıradan bir uğultu olmadığını.
Dikkatle dinle
          şenlik gümbürtüleri ile
                             bastırılmak isteneni...
Yeter ki döndür yüzünü
                        emekten yana...
Duyacaksın...
Emek alayları vurmakta adımlarını.

Omuzlarımızı dokundurmazsak birbirine

                                             işçi dostlarımızla
                                               1 Mayıs alanlarında
nasıl vururuz tasları birbirine
                   güneşin sofrasında.

Haydi sen de tut bir ucundan

                             hasretimizin
bir nefes de sen ver
                        haykırışımıza

Fener alayı değil bu

                emek alayı
sen de katıl
sen de katıl
birlikte avuçlayalım dünyayı.

Yanılıyorsunuz

            dinmedi sevda
                    körelmedi bilinç
yalana boyansa da ekranlar
                    içimizde koşuşturmakta
bütün coşkusuyla
            o çocukça sevinç.

Yeter size aktığı

            ırmak ırmak
yaşamın çiçeklerini sulasın
                   artık alın terimiz.
Ne kasalarınızın tıkabasalığı
                       ne de bol sıfırlar
                                   dijital hesaplarınızdaki
bundan böyle kendimiz için emeğimiz

Okullar ışığa merdiven

             çocuklarımızın tırmandığı
                          hastaneler insanımız için
göğü delemesin rezidanslar
bağrına basıp ta yeşilin.

Yaşamın yanında

             atıyor yüreğimiz
kar hırsınızın karşısında
            çatallanmadan yürümekte
1 Mayıs alanlarında
              bilincimizle kenetli
                          o kutsal öfkemiz.

Nadi Öztüfekçi

19 Nisan 2013

24 Mart 2013 Pazar

Ayrık Otu

Ayrık otu gibi görmekteler bizi.
Dünya babalarının çiftliği
bizlerse zararlı ot...
Madem öyle,
kök salmalı derinlere
söküp atmak
o kadar da kolay olmamalı yani.
Kabusu olunmalı çiftliklerinin
Ne herbisit kar etmeli ne de çapa...
Betonla kaplasalar neye yarar
filiz göstermeli ilk çatlakta.
İlk taşın dibinden
gözkırpıp yaşama
ilk fırsatta
kök salacaksın tekrar toprağa.
Ne filiz vermeyi
ne de kök salmayı unut.
Köklerimiz gurur verir bize
filizlerimiz umut.

Nadi Öztüfekçi
24 Mart 2013

28 Ocak 2013 Pazartesi

YARIM KALAN...

Tam da kendisi gibiydi burjuvazi
hain, kalleş...
Korktu umuttan.
28-29 Ocak,
beklenen oldu.
Budanan 15 yaşam...
Güneş bir başka  terk etti  gökyüzünü
o akşam.
Koyu yapışkan bir karanlık...
Ülkemi terk etmedi o andan bu yana
Yıllardır arıyoruz ışığı
susadık.
Yarım kalan bir hesap bu...
Unutulmaz.
Görülmeden bu hesap
kapanmayacak bu defter.
Silinmez bir iz yüreklerimizdeki.
Ne zamanın acımasız hızı
bu izi silmeye yeter
ne de yüreğimizdeki kinin
ateşi biter.
Kuru bir kinden ötesi bu
bilincimizle harmanlanmış..
Nice yangının ateşinde,
çetin yollarda aldık dersimizi
ve biliyoruz ki
hala
tam da kendisi gibi burjuvazi.

Nadi Öztüfekçi
28 Ocak 2013

16 Aralık 2012 Pazar

TOHUM

Boğulur gibi olur ya insan
ne inancın kalır ne de umudun...
İşte tam da o anda
derin bir soluk ver aklına
hemen bulutlanmasın ufkun.
Düşün
kaç gece ulaştı gündüze
ve ulaşmakta hala
demek ki atladığın bir şeyler var
nasıl desem
yaşamı hafife alıyorsundur mesela.
Oysa
birden değişir durum
bazen en kurak zamanda
en çorak sandığın topraklarda çatlar tohum.


Nadi Öztüfekci
16 Aralık 2012

7 Aralık 2012 Cuma

KORKMAK...

Korkuyorum,
        insanım çünkü.
Korkmuyorum dersem inanma
                 dahası güvenme.
Korkuyorum,
        hem de ölesiye...
Yıllar sonra çocuklar,
         adını bile bilmeyecek papatyanın
                 bir serçenin uçtuğunu göremeyecekler diye..


Kıvrım kıvrım
         akamayacaksa dere,
sular değil
         yaşam akıp gidecekse borunun içinde.
Yaprağın yeşili paranın yeşiline...
Ormandan kalan hüzün..
Sapsarı...
Umursamazsan, umursamazsak
                                    kazanacaklar!
Her şeyden önde
        tufeylinin çıkarı.
Kurumuş ağacın bakışı...
                                   Öfkeli...
                                       Küskün...
Korkuyorum.


Kavga zor, yol uzun.
Biliyorum,
         ucunu bile göremeden hasretimizin
                                bırakmak olası nefes almayı.
O değil korkum...
Son defa vurmadan önce bu yürek
              o büyük hasrete dair umudum
                                              terk etmesin beni.
Umutsuz kalmaktan
                         korkuyorum.


Hala tahtındayken haksızlık
                  kökü kazınmamışken
                                henüz zulmün
güce tapınma vıcık vıcık
sıradanlaşmış ölüm her gün...
Öfkem ayakta tutar
              Öfkem taşır beni yarınlara.
Öfkemi kaybetmekten
                       korkuyorum.


Senin yolunda yürürken adım adım,
                           kavgan kazıdı bilincime
                                   tarihsel haklılığını...
Emek emek bu dünyayı
                senin kurduğun gerçeğini
                                    o kavgada anladım.
Haykırırsak bilenir gerçekler
                     mızrak gibi,
                     ancak o zaman delebilir çuvalı...
Haykırmazsak...
Yalanlar köreltip temrenlerini
                          sığarsa diye çuvala...
Korkuyorum.


Yeniyi her öğrendiğimde
                           hayret etmeyi
en sıradan gerçekleri
                           kafama takmayı
üçgenin açılarını
        hala hesaplayabildiğime
                                   sevinmeyi
unutmaktan
çocukça belki ama
                       korkuyorum.

Korkuyorum dostlar yalan değil
kol kola girmiş yaşamla emeğin
                         kazanacağına dair umudumu,
zulmün her boy gösterişinde
                       ateşlenen öfkemi,
çaresizliğin haykırışını her duyduğumda
                             mayalanan merhametimi,
yaşama dair her şeye olan merakımı
Yitirmekten...
Hiç de utamadan söylüyorum
                                 korkuyorum.


Umudum
     öfkem
        merhametim
               merakım...
Yitirirsem eğer
Benden ne kalır ki geriye...

Nadi Öztüfekci
7 Aralık 2012

1 Aralık 2012 Cumartesi

ÇINAR...

Bir bir devriliyor çınarlar...
Zamanın acımasızlığı,
amansız yangınlar...
Yok olmadı ormanımız
                            hala varız!
Düşmana inat ayaktayız
.
Nadi Öztüfekçi
1 Aralık 2012

5 Kasım 2012 Pazartesi

ARAMIZDAN AYRILANLAR...

Dünyanın dertlerini omuzladılar
kimisi kısacık yaşamında
kimisi yorgun bedeninde...

Memeleri yeni tomurcuklanmış
huri beklentileri falan da yoktu
hurma ağaçlarının altındaki otağlarda.

Yalnızca ışığı görmüşlerdi
uzaklığını bile kestiremedikleri
o zor yolun sonunda.

Yüksünmeden yürürken ışığa
ışık oldular yüreklerimizde.
Anıları belleklerimizde...
Anıları bellek...
Anıları...
Anı...

Nadi Öztüfekçi
5 Kasım 2012

24 Ekim 2012 Çarşamba

ÖLÜM TAŞIRKEN...

Kan uykularında ışıklı rüyalar göremezsin.
Ölüm taşırkan uzak ülkelere
ölümle kucak kucağa...

Ne terk edip gittiğin öpüşlerin
pınar serinliği kalır dudaklarında
ne de küçücük parmakların
sıcaklığı avuçlarında.
Buz gibi terler ellerin
Yok etmeye giderken sevgileri.

Kan uykularında rüya bile göremezsin.
Ölüm taşırkan uzak ülkelere
ölümle kucak kucağa...

Nadi Öztüfekçi
24 Ekim 2012

8 Ekim 2012 Pazartesi

ACILARA DOKUNMAK

dokunmadan acıya
elini bile uzatmadan
duyumsayabilir misin
o derin sızıyı

işitmeden feryadı
bir kere olsun dinlemeden
ayırt edebilir misin
içindeki acıyı

görmeden yarayı
üstelik bakmak bile istemeden
tanıyabilir misin
acıyla yaşayanı

peki nasıl dönecek acılarımız sevince
tanımazlarsa birbirlerini

hadi gelin
gelin dokunalım acılara
bir elimizle kendimizin
diğeriyle "ötekinin" yarasına
tanışsınlar hele bir
bir tanışsınlar
gör nasıl kaynaşacaklar
inanamazsın

acıların dilleri ortaktır
hele bir dokunsunlar birbirlerine
nasıl da anlaşırlar
tahmin bile edemezsin

acılar nasıl dönecek sevince
dokunmadan acıya
bilemezsin

Nadi Öztüfekçi
Ekim 2012

30 Aralık 2010 Perşembe

Zor Yol..

Zorlu, çileli, hatta kanlı bir yürüyüştü.
Yüreklerimiz elimizde,

her an ateşe atmaya hazır
yürüdük biz bu yolu.
Çıplak ayaklarımızla bastık kor ateşin üzerine.
Öfkemizi, coşkumuzu,

neşemizi harman edip,
merhem yerine sürdük yaralarımıza.
Sevgililerimizle birlikte

sarıldık kavgamıza,
yine de kıskanmadı sevgililerimiz.

Zor bir yoldu zor 

sor ama bir sor
Yürürmusün bu yolu bir kere daha
bin kere yürürüm hem de bin kere,
hem de öyle birileri için falan değil 

kendim için..
Mutlu oldum mu sanıyorsun bir sor 

coşabildim mi yürek dolusu 
o yolda yürürken olduğu gibi
Biliyorum zor bir yoldu zor


Nadi Öztüfekçi
30 Aralık 2010